Bir Yıl,
Onlarca Sekme!

- YEŞİM ÖZŞEN ŞAYAN -

Sekme Yayın Kurulu Adına

Ve Sekme Dergi 1 yaşında! Bu 1 yılına ise 6 birbirinden kıymetli sayı, onlarca içerik, onlarca soru, belki birkaç cevap ve umuyoruz ki bilgisayarlarımıza onlarca yeni sekme sığdırdı. Tüm bu süreçte, hem Sekme’nin hem de tüm bu içeriklerin izler-dinler kitle ile buluşabilme hayalinde yer alan herkese koca bir teşekkür ve affınıza sığınarak koca bir alkış.

 

Sekme Dergi’yi hayal etmeye başladığımızdan beri dergide kişilerin yanı sıra ekip, topluluklarla da bir araya gelmeyi istedik. İlk sayıdan bu yana içeriklerimizde, 5. sayımızda dosya editörümüz ile topluluklarla bir araya gelme fırsatı yakaladık. Şimdi 6. sayımızın tema içerikleri ise toplulukların bir araya gelmesiyle oluştu. Bilgi ve medya ekosisteminde farklı alanlardaki sorunlara yenilikçi çözümler geliştiren toplulukları bir araya getiren

Factory, bu sayıda “bilgi” kavramını merkeze alarak, topluluğundaki topluluklar ile sorunları, alternatif çözüm önerilerini irdeledi. İnsanlık olarak “bilgi” kavramı ile bitmek bilmeyen sorunlarımız belki yakın gelecekte de ortadan kalkmayacak ancak bu, sorunları konuşmamıza ve çözümler geliştirmemize engel değil. Birbirinden farklı toplulukların bu sorunlar için çözüm arzuları ve bir araya gelişi bile gelecek için umutlu olmamıza yeterli bir sebep. Cevaplardan çok soru ve sorunlarla ayrılacağımız, Alt-Sekme içerikleri ile zihnimizdeki bu karışıklıktan kısa bir süre uzaklaşacağımız yeni bir Sekme’ye hoş geldiniz!

 

Bu sayıyı ortak sorunlar etrafında bir araya gelmiş; bilgi ekosistemine dair benzer hayalleri ve müşterek dertleri olan bir topluluk hazırladı. Temayı “bilgi” olarak belirledik, çünkü ortak uğraşımız, derdimiz bu. Onunla karşılaşma deneyimini hepimiz için iyileştirmek istiyoruz, bizi bir araya getiren de bu iradenin kendiydi.

 

Bilgiyle ilişkimizi etkileyen, belirleyen çokça şey var. Bilginin hangi tarihsel koşullarda, neden ve nasıl üretildiği, niteliği, nasıl artiküle edildiği, hangi araçla veya nasıl bir ortamda aktarıldığı, bilgiyle karşılaşma anımızda onu nasıl kavradığımız ve o kavrayışla nasıl eylemlilikte bulunduğumuz… Bu aşamaların her birinde farklı türden sorunlar, onları besleyen kök sebepler var.

 

“Bilinç sahibi” bir türüz; ancak bu bilgiyle ilişkimizin harika olduğu anlamına gelmiyor. Yukarıdaki etmenlerin hemen tümünde sık sık türlü aksaklıklar ya da “bozukluklar” yaşanıyor. Bu sorunları bugünden yarına çözemeyeceğimizi, dahası çözmeye çalışırken hesaba katmadığımız şeylerin ortaya çıkabileceğini, yolda yeniden ve yeniden öğrenmek, denemek zorunda kalacağımızı öngörmek zor olmasa gerek. Bir "hayal dünyasında” yaşamamakla birlikte, sorunlar ne kadar karmaşık, çözemeyecekmişiz kadar büyük görünse de, istediğimiz dünyayı kurmaya yeltenme cesaretini kıymetli buluyorum.

 

Bu sayıda topluluk olarak bilgi dünyasına dair dertleri anlatmak, olası çözümleri, ihtimalleri kendi perspektiflerimizden göstermek istedik. Sayının ilk bölümünde daha ziyade sorunlar, ikinci bölümde ise olası çözümlerin izlerini bulacaksınız.

 

Sorunlar var oldukça onları dile getirenler, çözümün talipleri de olacaktır diye düşünüyorum, dahası buna inanıyorum.

 

Sonuna kadar gittiğinizde, daha umutlu bir halin imkanına da.

 

Selin

Editörden

- FACTORY ADINA SELİN YILDIZ -

 

- FİKRİTAKİP ADINA 
  NİDA DİNÇTÜRK VE TANSEL ERDEM YILMAZ -

fikritakip.jpg

Birçok tanımla tarif edebildiğimiz “bilgi” kavramı aynı zamanda birçok ögeyle var olur. Bütünsellik, bu anlamda bilgi edinme sürecinde oldukça kıymetlidir. Birikimlerle, araştırmalarla edinilen bilgiyi bir zincir gibi düşünürsek, bu zincirden bir ya da birkaç halkanın eksilmesi hikayenin tamamını değiştirebilir, bilgiyi manipüle edebilir, gerçekleri saptırabilir. Bu yüzden sansür, tek boyutlu bir müdahale değildir. Sadece ortadan kaldırılan bilgiye değil, o bilginin parçası olduğu hikayenin tamamına zarar verir.

 

Fikri takip, habercilik süreçlerinden biri olarak tanımlansa da aslında her türlü bilgi için bütünsellik, haliyle fikri takip, önemlidir. “Hikayedeki boşluklar bize ne anlatır?” adını verdiğimiz bu podcast’te gazetecilikteki fikri takip sürecinden ilham alarak sizin için bir tür deneyim hazırladık. Bir hikayede sizin yokluğunu belki de hiç hissedemeyeceğiniz boşluklar; aslında size ne anlatır ve hikayeyi nasıl dönüştürür, anlamanıza yardımcı olmak istiyoruz. “Hikayedeki boşluklar bize ne anlatır?” ile sizi bir tür bilgi “edinememe” deneyimine davet ediyoruz.

 

Hikayedeki Boşluklar Bize Ne Anlatır?

“Düşünüyorum,
O Halde Neden
Yok Oluşun
Eşiğindeyim?’’

- İKLİM GAZETESİ ADINA 
  MERVE KARA KAŞKA -

-Hayır iklim krizi Sanayi Devrimi ile başlamadı.

 

-Evet sera gazlarının atmosferde birikmeye başlaması açısından Sanayi Devrimi önemli bir kırılımdı ama Sanayi Devrimi’nin gerçekleşmesi için olgunlaşmış düşünceler ve hayaller gerekliydi.

 

Bu yüzden iklim krizinden bahsederken; Descartes’ın insan ve doğa arasında kalın bir sınır çektiği, düşünceyi varlığın temeline oturtup insan dışı tüm varlıkları nesneleştirdiği dualist felsefesi gibi felsefi kırılımlardan da bahsetmemiz gerekiyor.

 

Merak etmeyin bu yazı bu kırılımları tartışmıyor.

 

Biz bu tartışmaları iklim gazetesi’nin tohumlarına gizledik. Toprağın altında kök salmaya devam ediyorlar. Nazik dallarına ve yapraklarına rengini ve şeklini veriyorlar.

 

Çünkü Sanayi Devrimi günümüzde türlü metaforlarla hala devam ediyor. Sanayiyi içselleştirip doğayı dışsallaştıran söylem bombardımanıyla günlerimiz hatta yıllarımız geçiyor.

 

Bu gazetecilik başarısızlığı, kamuoyunda korkunç bir bilgisizliğe yol açıyor ve bu da politikacıların ve şirketlerin bu dışsallaştırmayı sürdürerek eylemden kaçınmasını meşrulaştırıyor.

 

Bunun bir sonucu olarak da iklim aciliyetinin rengi, sarıdan kırmızıya dönüyor.

 

Ekonomi alarm veriyor, balıklar alarm veriyor, altyapı alarm veriyor, ormanlar alarm veriyor, yerlerinden edilen yaşamlar alarm veriyor.

 

Doğru bilgiye ulaşmak için önce tüm bu sesleri anlamlandırmamız gerekiyor.

 

Bunu yaparken de önce doğayı dışsallaştıran seslerin ağırlığını dengelememiz gerekiyor. Çünkü bu söylemler de "nötr" değiller, bilakis yaşama karşı önyargılarla dolular.

 

İklim gazetesi; iklim krizini derinleştiren bu söylemleri, insanı tepeye oturtan hiyerarşik anlayışı sorunsallaştıran kişi, fikir, oluşum, akım, sanat eseri, iş ve diğer şeyleri konu alıyor.

 

Bunlara çözüm hikayeleri diyoruz.

 

Gazetecilik de alarm veriyor.

 

Tüm bu bilgi kaosu içinde iklim krizinin aciliyetini yansıtacak doğru, veriye dayalı, anlaşılır, zamanı yavaşlatabilen ve sürdürülebilir bir yayıncılık anlayışı geliştiriyoruz.

 

Ama bir gazete olarak bizim de sınırlarımız var. Çünkü gazeteler gerçekleri yayımlarlar. İşe daha iyi bir yaşam hayali kurarak başlasak da, hayallerimiz okurlarımızla düzenli paylaştığımız şeyler arasında değil.

 

Hayallerini ifade etmek konusunda bizden daha özgür olduğunu bildiğimiz kişilerse sanatçılar.

 

Bu yüzden kadrajımızı özünde benzer soruları sorduğumuz Avustralyalı bir sanatçı olan Madeleine Kelly’ye çeviriyoruz.

 

Kelly ile insan merkezli perspektifin dilde sebep olduğu adaletsizliklerle mücadele eden bir grupta, kuşlar ve dil tartışmalarına öncülük etmesiyle tanıştık.

 

Daha önce 2018 İstanbul Bienali’ne katıldığını da öğrendik.

 

Kelly ile insan ve insan dışı yaşamın ilişkisini yeniden düşünmek üzere bir röportaj yaptık:

Madeleine Kelly: ‘Resimler insan dışı varlıkların haklarını ön plana çıkarabilir’

 

İnsanlığın insan dışı yaşamla ilişkisine odaklanan bir sanatçı olarak; insanlığın, insan dışı yaşamla ilgili insan merkezli bilgisi sorununa nasıl yaklaşıyorsunuz?

İnsan dışı yaşam bir gizem olabilir, ancak tüm dil ve bilginin başladığı yer doğadır. Kültürde olduğu gibi doğada da bir değiş tokuş olur ve anlam kurulur.

 

Örneğin, insanın kuşların dilini okuma, kuşları kendi dilleri olarak bilme arzusu, dilsel benzerliklerimizden doğmuş olabilir: Kuş sesleri ve insan sesleri havada ve karada hareket eder; yer, gök ve aradaki her şeye aracılık eder ve onlar tarafından aracılık edilirler.

 

Sanat, insan dışı yaşam hakkında bildiklerimiz ve bilmediklerimiz arasındaki kesişimleri iletmek için iyi bir yerde duruyor.

Rock Poem (2013) ve Lie in Wait (2020) gibi bazı çalışmalarınız dillerin materyalitesi sorununu kavramsallaştırmamıza yardımcı oluyor. Bu soruyu, özellikle de insanlığın doğayla olan ilişkisi bağlamında nasıl ele alıyorsunuz?

Rock Poem, kelimeleri taş ortamında somutlaştırarak bilgi, dil ve malzemenin karşılıklı ilişkisini öneriyor. Metaforik sürüklenme ve yansımanın (onomotofeya) yanı sıra bilginin yaratılması ve yok edilmesini öneriyorlar.

 

Proje, taşlar için sahil taraması yapıldığında başladı, sadece belirgin bir kuvars çizgisine sahip olanlar seçildi. Taşın biçimiyle birleşen bu çizgi yasası, sembolik göndermeleri -kelimeleri ve onların parçalarını- kavramak için kullanıldı.

 

İçerikleri ve süreçleri bir tür sabotajdı. Kırma işlemi sırasında yanlış yazılmış kelimeler ortaya çıktı ve beklenmedik parçalarla birleşerek yeni anlamlar önerdiler.

 

Resimlerim de bir yaratım ve yıkım döngüsü içinde bir araya geliyor. Bu canlılık, resmin öz-eyleminin mecazı. Nasıl ki Rock Poem bir maddi düşünce biçimiyse, canlı maddeye içkin bekleyen bir biçim vardır.
 

Lie in Wait adlı resmimin başlığı, tüm görüntülerin bulunmayı beklediği fikrini önermek içindi. Esere ismini veren 1807 yılına ait aşk romanı Seçmeli Yakınlıklarda şair-bilim insanı Goethe;  malzemelerin çekerek, ele geçirerek, yok ederek, yutarak, tüketerek nasıl birbirini aradığını ve ortaya çıkardığını ele alıyor.

 

Sanatçılar ve eserler arasındaki yapısal bağlantı, yeni organizasyon kalıpları, radikal ilişki setleri ve gezegene bakmak için yeni lensler üretebilen bir poiesis* yaratır.

 

“Animizm”e yönelik modernist yaklaşımlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Hareketli bir nesne fikri, canlı eser fikriyle yakından bağlantılıdır. Animasyonlu nesneleri mizahi buluyorum, ancak canlılık - sanat eserlerinin yaratıcı sürecin bir sonucu olarak bir etkinliğin izleriyle nasıl yüklü olduğu - çok daha ilginç. Bir işaretin veya fırça darbesinin bir tür enerji depoladığı fikri büyüleyici.

 

Böcekler, türler arasında farklı bir hiyerarşi tahayyülüne olanak sağlayan kolaylaştırıcılar olarak bazı çalışmalarınızın en önemli unsurları arasında. Bu konuda böceklere odaklanmanın nasıl ve neden önemli olduğuna biraz ışık tutabilir misiniz?

Böcekler mimesis ve taklit arasındaki çağrışımları içerir. Kamufle edilmiş böcek bedenlerinin rengi ve yapısı ile tarihi resimler ağında görüntülenen resimler arasında bir sinerji var. Her ikisi de bir tür koruyucu öz-göndergecilik kullanır - resim, diğer tablolara atıfta bulunarak meşhur “sonuna” direnir ve böcekler vücutlarını çevrelerine uyacak şekilde değiştirir ve hayati yeni düzenler olarak sunar.

 

Kamuflajın kompozisyon etkisi, hem böceklerin hem de resmin duyusal dünyalarına olan saygımızı canlandırıyor.

 

Böcek resimleri, insanlarla insan olmayanlar arasında hiyerarşik olmayan yeni ilişkileri hayal etmek için güçlü metaforlardır.


Exodus (2013) adlı çalışmamda, yaygın olarak peygamber devesi olarak bilinen dev bir su perisi Pseudomantis albofimbriata, ruhani pembe ışıkla yıkanmış bir evin kapısına çömelir.

 

Bu rahatsız edici senaryoda peygamber devesi, kamuflaj olmadan evi işgal ederek önemli bir çatlak sunuyor - belki de resmin üzerinde oturan ve sahte bir gerçekliği düşündüren bir trompe l’oeile** görüntüsüdür.

 

Çalışma, Diego Velazquez'in Las Meninas (1656) tablosundaki figürlerden birini öne çıkararak Foucault'nun Şeylerin Düzeni'ne gönderme yapıyor. Foucault için Las Meninas, düzenin istikrarsızlığını, egemen öznenin sonunu ve temsilin temsilini simgeleyen bir tablodur.

 

Exodusta, insanın hazır olduğu kapı, gökyüzünde yüzen bir tür mezar taşının içine gömülüdür. Foucault'ya göre, bir resmin yüzeyi şekiller ve kelimeler taşıyan pürüzsüz bir taştan başka bir şey değildir: Altında hiçbir şey yoktur. Bu bir mezar taşıdır”.

 

Bu, bir resmin içsel bir anlamı olmadığını söylemek değil, anlamının kendi dışında, yaratıldığı ve kaydedildiği çevre sistemlerde yattığı anlamına gelir.

 

Resimler, farklı öznel dünyalarda var olan insan dışı varlıkların haklarını ön plana çıkarabilir.

Spectra of Birds” (2014–15), tüketim kültürü ile doğa arasındaki gerilimi yansıtan, çok minimal ve çok güçlü işlerinizden biriydi. Bu gerilim o zamandan beri sadece artıyor ve belki de bir tepki olarak, iklim krizi bugün birçok sanatçının radarında. Bu durum hakkında ne düşünüyorsunuz?

Birds”ü yapmaya ilk başladığımda, soyutlama ve çıkarma arasındaki ilişkiyi, bu kelimelerin her ikisinin de bir tür uzaklaştırmayı ima ettiğini düşünüyordum.

 

Soyut kelimesi Latince abstractus'tan gelir, kelimenin sözlük anlamıyla çekmek, uzaklaştırmak, çıkarmak kökenlerinden. Bir şeyi çizmekle bir şeyden çizim yapmak arasındaki farkı merak ettim.

 

İnsan kaynaklı sömürücü uygulamaların çevreye verdiği hasar, çok fazla yaşam biçimi için yıkıcıdır. Birds”, daha onarıcı yollar tahayyül etmek için bir nesne kalıbı oluşturuyor.

 

Geri dönüşüm için boş bir süt kabını durularken Birds”ü yapmak için ilham aldım, Birds” bu tür bir ilişkiden doğdu.

 

Geri dönüşüm kutusuna baktığımda, kuşun şekli bana bakıyordu. Bir sanat yapıtının kendine ait bir yaşamı olduğu görüşü dirimselci bir izdüşümdür.

 

Tetra Pak’lar iki şekilde canlılık özelliğiyle dolu, zoormofi yoluyla ve aynı zamanda emek yoluyla sanatçının yaşamı, yaşayanın eylemi aracılığıyla. Benim emeğimi ve ömrümü içeriyorlar ve belki de sanat tarihçisi Isabelle Graw'ın değer-biçimi” kavramına benziyorlar.

 

Her şeyden çok canlı emeğimi depoluyorlar. Toplumsal canlı emekle yüklenen hazır nesne, hayvandan insana uzanan kapitalist bir ağ yaratıyor.  Graw'ın belirttiği gibi: Resmin, yazarının yaşamına ve emek süresine özellikle doymuş görünme kapasitesi; ondan ayrı kalsa da onu, yaşamımızı emmekle meşgul olan yeni bir ekonomide değer üretimi için ideal bir aday yapar”***.

 

Bu alıntıyı seviyorum. Bize ait olmayan hayatları emmeyi bırakmalıyız.

 

Varlıklar arasındaki bağlantılar, işlerinizde tekrar eden temalardan biri…

Gezegenin karmaşık ekolojik, sosyal, kültürel, ekonomik ve politik bağlantıları, zorluklarını anlamlandıran estetik tepkiler talep ediyor. Karşılaştığımız zorluklardan biri nüfus artışı. Bu sorunları dolaylı olarak çözüyorum.

 

The Pollinator” başlangıçta boya fırçamı kullanarak balkabağı çiçeklerini tozlaştırma eyleminden ilham aldı.

 

Döndürme ve fırçalama; maddeyi dönüştüren, gezegenin ihtiyaç duyduğu yaşam çizgisi olan yaşamla iç içe olmamıza karşı duyarlılığımızı artıran şiirsel süreçler. Belki de bunu çoğaltmaktan daha fazlasını yapmalıyız.

 

2019'da yaptığım bir dizi kuş resminde; renk ve vizyonun karşılıklı bağımlılığı, ortak evrim ve yaşam güçlerinin farkındalığımızın eşiğinde sürekli tepki verdiği ve karıştığı fikrini öne sürüyorum.

 

Örneğin, Stealin Other Artist’s Ideas (Painting for Mike)”, Mike Kelley'in Cocks and Balls” (1988) tekstilindeki horozların yerini doğu koel’leri alıyor.

 

Guguk kuşu ailesinin bir parçası olan kuşlar, yumurtalarını guguk civcivlerini kendileri gibi yetiştiren diğer kuş türlerinin yuvalarına bırakırlar. Aynı şekilde sanatçılar da sanat arşivini kullanarak sanat arşiviyle simbiyotik ya da asalak ilişkiler kurarlar.

 

Pandemi sürecinde eve kapanma deneyiminiz nasıldı? Yaratım süreçlerinizi nasıl etkiledi?

Eve kapanma beni hayattaki önemli şeyler hakkında düşündürdü, özellikle hayattan zevk almayı hatırlamamı. Yalnız hissettim ama aynı zamanda garip bir aidiyet duygusu da.

 

Zamanımın çoğunu bilgisayarımda üniversitede çalışarak, bahçemdeki kuşları izleyerek ve bahçıvanlık yaparak geçirdim. Çok fazla sanat yapmadım ama çok hayal ettim. Karantina sayesinde nicelikten çok niteliğe odaklanmaya karar verdim.

 

*Felsefede, poiesis bir insanın daha önce var olmayan bir şeyi meydana getirdiği faaliyet.

**Gözü yanıltan illüzyonist resim

*** Graw, Isabelle. The Love of Painting : Genealogy of a Success Medium Berlin: Sternberg Press, 2018.101

 

 

Madeleine Kelly kimdir?

Madeleine Kelly’nin araştırmaları disiplinlerarası resim alanında insanların hayvanlar/bitkiler/enerji ile olan bağlantılarına odaklanıyor. Araştırmaları ve yazıları, bilginin olumsallığını öne süren metafor ve ikonlar arası görsel “dilleri” konu alıyor.

 

Ulusal ve uluslararası hem kamu hem de özel galeriler tarafından davet edilen Kelly’nin son projeleri arasında Birds and Language (2021 - ) ve Madeleine Kelly: Open Studio, QAGOMA (10 Ekim 2020 – 31 Ocak 2021) yer alıyor.

 

Kelly; Fransa, Kore ve en son Leipzig, Almanya'da yaşadı. Arts Qld ve Avustralya Konseyi hibelerini aldı. Çalışmaları, QAGOMA ve birkaç kalıcı üniversite koleksiyonu da dahil olmak üzere Avustralya'da birçok kamu koleksiyonuna girdi. Kelly, Sidney Üniversitesi Sidney Sanat Koleji'nde görsel sanatlar dersleri veriyor.  Milani Galerisi tarafından temsil ediliyor.

 

21 Dakika:
Bilgi Güvenliği

- NOVUS ADINA 
  ATA USLU, RIZA EGEHAN ASAD VE VORGA CAN -

novus.jpg

Ata, Egehan ve Vorga'nın katılımıyla 21 Dakika - Sekme Dergi özel bölümünde Bilgi Güvenliği konsepti üzerine lafladık. Bilgi güvenliğini akademi, teknoloji, medya ve iş dünyası ekseninde ele aldık. Keyifli dinlemeler!

 

Spor Medyasında Kadın Temsili ve Toplumsal Cinsiyet

- FEMSPORT ADINA İREM SARIKULAK -

Spor cinsiyetlendirilmiş bir alan. Bu cinsiyetlendirilmişlikten sporun diğer pek çok kurumu kadar spor medyası da nasibini alıyor. Spor medyasının, bilginin toplumsal cinsiyete duyarlılıktan en uzakta üretildiği ve aktarıldığı alanların başında geldiğini söyleyebiliriz. Spor medyasında kadın sporcuların yanında kadın antrenör ve hakemlerin de az temsil ediliyor olması bunun örneklerinden yalnızca biri (Kadın Ve Spor Çalıştayı Raporu, 2018). Şu an herhangi bir spor kanalını açtığımızda ya da bir spor haber sitesine girdiğimizde çok büyük ihtimalle karşımıza erkek sporculara dair haberler çıkacaktır. Üstelik UNESCO’nun 2018 yılında yayınladığı rapora göre Olimpiyatlar gibi önemli spor etkinlikleri de dahil kadınların medyada temsil oranı yalnızca %4.

 

Aslında Türkiyeli kadın sporcuların Tokyo 2020’de elde ettikleri başarıların bu durumu bir miktar değiştirdiğini görebiliyoruz. Türkiye özelinde Olimpiyat dönemi spor medyasında kadın temsiliyetine dair net istatistiklere ulaşamasak da kadın voleybol takımının başarıları, boks, güreş ve karatede ilk madalyaların kadın sporculardan gelmesi gibi başarılar; Tokyo 2020 boyunca sporcu kadınların haberlerini sık sık görmemizi sağladı.

 

Kadınlar, çok büyük başarılar elde etmeleri halinde spor medyasında yer alabiliyor. Örneğin, kadın voleybolcular yıllar boyunca istikrarlı bir şekilde uluslararası müsabakalarda büyük başarılar elde etti. Erkek futbolunun bu denli büyük başarıları 2000’lerin başında kalmış olmasına rağmen, kadın voleybol takımı görünürlük anlamında daha yeni yeni erkek futbolu ile rekabet edebilmeye başladı.

 

Kadın sporcularla ilgili haber sayısının artması yeterli mi?

Fakat yalnızca sayısal verilere bakarak toplumsal cinsiyet eşitliği bağlamında spor medyasını anlamaya çalışmak kısıtlı bir bakış açısı sunabilir. Spor alanındaki kadınlar yalnızca medyada az temsil edilmiyor; aynı zamanda sportif başarılarından uzak, nesneleştirilerek sunulabiliyor (UNESCO, 2018). “En seksi kadın sporcular başlığı tanıdık geliyor olabilir. Çünkü kadın sporcular çoğunlukla sportif başarılarından ziyade fiziksel görünüşleri ile haber konusu oluyorlar. Ana akım medyada kadın sporcuların haberleri önemsizleştirilirken, cinsiyetçi ideolojilere dayanan basmakalıp ifadelerle temsil ediliyor (Messner,  Cookley, Hextrum, 2013).

 

Bunun yanı sıra spor medyasının bilgiyi aktarırken sporu erkek alanı kabul ederek kadınları öteki konumuna koyduğunu da görebiliyoruz. Erkek sporculardan bahsederken “erkek kelimesi kullanılmazken, kadın sporculardan bahsederken “kadın kelimesi mutlaka ekleniyor. Spor haberlerinde “futbol takımı, “basketbol takımı gibi “nötr” ifadeler geçtiğinde erkek takımları kastedilirken; kadın takımları için “kadın futbol takımı, “kadın basketbol takımı ifadeleri kullanılıyor.

 

Spor medyasında kadın sporcuların kadın oldukları yalnızca “kadın kelimesiyle belirtilmiyor. Kadın sporcular aynı zamanda iyi bir eş ve anne olarak da tasvir ediliyor (Sarıkulak, Canbaz, Değirmen, Öztürk, Koca, 2017). Üstelik bir kadın sporcu evli ve çocuk sahibiyse bu durum haberlere de sıklıkla konu oluyor.

 

Spor medyasında toplumsal cinsiyet odaklı bir haberleştirme neden önemli?

Medyadaki bilgi aktarımının insanların gündelik yaşamlarına etkisi yadsınamayacak kadar büyük. Medya dünyaya ilişkin anlayışımızı biçimlendiren en önemli araçlardan bir tanesi (Giddens, 2012). Kullandığımız dil, ürettiğimiz söylemler ise hayat görüşümüzü aktarmak için başvurduğumuz araç. Dil aracılığıyla cinsiyetçilik ve heteroseksizm sürekli olarak yeniden üretilebiliyor (Bianet-Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik El Kitabı). Spor medyasında da cinsiyetçiliğe dayalı bir dil kullanılıyor (Messner vd., 1993). Bu durum, spor medyasında bilgiyi aktarırken toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yeniden üretilmesine neden oluyor. Spor alanında daha eşitlikçi ve kapsayıcı bir yapının olması için pek çok spor kurumuyla birlikte medyanın da söylemlerinde toplumsal cinsiyet eşitliğini gözeten ve destekleyen bir tutum sergilemesi elzem.

Kaynaklar:

- http://www.kasfad.org/wp-content/uploads/2-kadinvesporcalistayraporu.pdf

- UNESCO, (2018). Gender Equality in Sport Media

- Cooky, C., Messner, M. A., & Hextrum, R. H. (2013). Women play sport, but not on TV: A longitudinal study of televised news media. Communication & Sport, 1(3), 203-230.

- Giddens, A. (2012), Sosyoloji, Cemal Güzel (Editör), İstanbul: Kırmızı Yayınevi.

https://bianet.org/files/static/bia_kitaplar/Toplumsal_Cinsiyet_Odakli_Habercilik_El_Kitabi_TR.pdf.

- Messner, M. A., Duncan, M. C., & Jensen, K. (1993). Separating the men from the girls: The gendered language of televised sports. Gender & Society, 7(1), 121-137.

 
 

Filtre Balonları: Kapsayıcı Sosyal Medyanın Görünmez Düşmanları

- PUSULA ADINA 
  ATABERK ÖZCAN VE BILGE CAN -

Lise ve üniversite yıllarını sosyal medyanın dünya çapında zirve yaptığı zamanlarda geçirmiş bir nesil olarak sosyal medyanın hayatımızdaki yerini küçümsememiz imkânsız. Ufkumuzu açan projeleri ve fikirleri öğrenmemize sebep olan, alışkanlıklarımızı değiştiren, kimi zaman bizi spora yönlendiren; ama günün sonunda bizi tüketicisi olarak gören sosyal medyanın üzerimizdeki etkisi ise tahmin ettiğimizden daha büyük.

 

Bizim de filtre balonunun etkisini fark etmemiz, yurt dışına eğitim için gittiğimizde gerçekleşti. Yabancı arkadaşlarımız, Türkiye'deki siyasi durumu sorduklarında, cevaplamaya çalıştık ve daha zor bir soru ile karşılaştık: “Günün sonunda Türkiye'deki kutuplaşmanın sebebi nedir?”

Türkiye'deki siyasi ve toplumsal kutuplaşmanın tonlarca nedeni var. Ancak, öncekilere oranla kısa süreli bir sosyal hafızaya sahip neslimizin, kutuplaşmayı özümsemesinin asıl sebebi ne yazık ki sosyal medyanın kendisi. Filtre balonu terimi ile karşılaştıktan sonra her şey bizim için daha açık hale geldi: Her gün kullandığımız uygulamaların kasıtlı olarak bizi küçük bir balonun içine sokması ve özel hazırlanmış reklamlardan gelir elde etmesi.

 

Bilgi ekosisteminde “yankı odası” kavramı, inançların kapalı bir sistem içinde iletişim ve tekrar yoluyla güçlendirildiği durum için bir metafor olarak kullanılır. “Yankı odası”nda, insanlar yalnızca mevcut görüşlerini güçlendiren bilgilere maruz kalırlar, bu durum bir doğrulama yanlılığı alıştırması olarak da nitelendirilebilir. Filtre balonları, yankı odalarının en önemli nedenlerinden biridir. Ağırlıklı olarak sosyal medya uygulamaları ile yapılmaktadır ve kullanıcıları memnun etmek için kullanıcılarının görmekten hoşlanacağını tahmin ettikleri bilgileri aktarma temeline dayanır; ancak kullanıcıların kendilerini istemeden kendi filtre balonlarında izole etmesi ile sonuçlanır. Sonunda, kullanıcılar zaman tünellerinde ve “keşif” sayfalarında yalnızca kendilerine yakın görüşleri görürler.

 

Eli Pariser tarafından filtre balonu etkisini göstermek için yapılan bir testte, araştırmacı ve yazar birkaç arkadaşından Google'da “Mısır” kelimesini aramasını ve sonuçları kendisine göndermesini ister. Pariser, Mayıs 2011'deki bir TEDxKonuşması sırasında sonuçları tartışır. İki arkadaşın arama sonuçlarının ilk sayfalarını karşılaştırırken, haberler ve seyahat gibi konularda bazı örtüşmeler olsa da birinin sonuçları belirgin bir şekilde o sırada devam eden Mısır devrimiyle ilgili bilgilere bağlantılar içerirken diğerinde ise bu tür bağlantılar yoktur.

 

Bu tür internet filtreleri, dar ilgi alanlarımızın var olan tek şey olduğu izlenimini yaratarak bizi yeni fikirlere, konulara ve önemli bilgilere kapatabilir. Bu durum hem bireyler hem de toplum için potansiyel bir zarar içermektedir.

 

Birçok insan filtre balonlarının varlığından bile habersiz. The Guardian, “Facebook kullanıcılarının %60'ından fazlasının Facebook'taki herhangi bir iyileştirmeden tamamen habersiz olduğunu ve hatta arkadaşlarından ve takip edilen sayfalardan gelen her bir paylaşımın haber akışlarında göründüğüne inandığını” bildiriyor.

 

Bir alternatif: Pusula

İşte tam da bu yüzden Pusula'yı kurduk. Pusula, okuyucularının dijital kanallarının filtre balonlarından kaçmasına yardımcı olan Türkiye'de kurulmuş bir sosyal girişim. Kullanıcıların sosyal medya algoritmaları tarafından erişimleri engellenen farklı ve karşıt görüşleri duymalarını sağlayarak toplumun farklı kesimlerini tek bir medya platformunda toplamayı amaçlar.

 

Pusula, sosyal medya kanallarında belirli bir konudaki çeşitli görüşleri bir araya getirerek, tartışma konularını ve karşı argümanları izleyicileriyle paylaşır. İçerik, hak temelli ve güncel tartışma konularına yönelik bu tür argümanlarla hazırlanmıştır.

 

Pusula'nın amacı, kişinin özgün fikrini oluşturmadan önce farklı haber kaynaklarından çeşitli argümanları okuma alışkanlığını teşvik etmektir.

 

Peki, sosyal medya akışınızı nasıl daha kapsayıcı hale getirebilir ve farklı görüşler için kendinizi nasıl ulaşılabilir hale getirebilirsiniz?

 

1. Kendi haber kaynaklarınızı düzenleyin:

Yapabileceğiniz ilk şey, haber almak istediğiniz medya kaynaklarını seçmektir. Kendinizi monoton seslerle ve aynı tür argümanlarla kuşatmak yerine, karşıt kanaat önderlerini, köşe yazarlarını ve haber kuruluşlarını takip etmeyi seçebilirsiniz.

 

2. Sizin için farklı görüşleri derleyen sosyal medya hesaplarını takip edin:

Birkaç ülkede, okuyucuları için yalnızca farklı bakış açılarını ve görüşleri tek bir yerde sunmaya odaklanan medya kuruluşları zaten var, bu yüzden kendi başlarına karşı argümanlar aramak zorunda kalmıyorlar. İşte birkaçı:

 

- Pusula (Türkiye) (biraz reklam kimseyi üzmez) Pusula, farklı gazetelerin fanatik okurlarının tek bir haber kaynağında bir araya geldiği eşsiz bir platformdur. Birbirlerinin fikirlerini okurlar ve güncel olayları daha iyi anlarlar.

 

- Le Drenche (Fransa) Le Drenche, her önemli güncel konu için okuyucuya konuyu çerçevelemek için basit, gerçeklere dayalı, kısa ve kesin bir bağlam ve konusunda uzman kişilerce tarafından yazılmış iki karşıt görüş forumu sunan bir Fransız gazetesidir.

 

- Eurotopics (Almanya - İngilizce, Fransızca, Almanca, Türkçe ve Rusça yayın yapıyor) Eurotopics'in veritabanı, Avrupa'da 30'dan fazla ülkede yayımlanan 500'den fazla basılı ve çevrimiçi medya hakkında bilgi sağlıyor. Günlük olarak okuyucularına ilettiği haber bülteni, beş farklı konuda üç ülkenin manşetlerini tercüme ediyor. Avrupa'daki siyasi manzaraya genel bir bakış sunuyor.

 

3. Kimi takip etmeli önerilerini kullanmaktan kaçının:

Sosyal medya uygulamalarının kullandığı algoritmalar sayesinde sizinle aynı görüşleri paylaşan, sizinle aynı yer ve ortamda çalışan kullanıcıları bulur ve takip etmeniz için tavsiye eder. Bu, özellikle sosyal medyayı haber kaynağı olarak kullananlar için kullanıcının hayatını kolaylaştırsa da onları doğrudan filtre balonunun içine sürüklüyor.

 

4. Sizin için çeşitli bakış açılarını eleştirel olarak inceleyen ve sınıflandıran araçlar ve e-posta bültenleri kullanın:

İnsanların düşünce kalıplarına giderek daha fazla takıldığı ve komplo teorilerinin sosyal ağları doldurduğu bir zamanda, genel bir bakış açısı tutmak ve çeşitli bakış açılarını eleştirel olarak inceleyip sınıflandırmak her zamankinden daha önemli bir hal aldı. Bu soruna çözüm bulmak isteyenler ise bazı platformlarda bir araya geldi. Örneğin;

- Buzzard

Buzzard, demokratik söylem temelli bir topluluktur. Buzzard, günlük olarak araştırdıkları 1.800 kaynaktan Almanca ve İngilizce medyadaki günlük konuları ve tartışma konularını damıtıyor ve bu kürasyonu sizlere sunuyor.

- Upworthy

Upworthy, pozitif hikaye anlatımına adanmış bir web sitesi. Upworthy'nin belirtilen misyonu “dünyanın neye dikkat ettiğini değiştirmek”tir. Yazarları ve video personeli, sosyal medyada dağıtılan günlük hikayeler üretir. Konular arasında “Daha İyi Bir İnsan Olmak”, “Vatandaşlık ve Demokrasi”, “Kültür” yer alır. “Kimlikler” ve “Bilim ve Teknoloji” yer almaktadır.

Bir Parodi Olarak
Bilgi Kirliliği

- TEYİT ADINA 
  AHMET FAHRİ KÜÇÜK VE YAPRAK KOÇAK -

Bilgi kirliliği, yol açacağı kötü sonuçlar nedeniyle aslında oldukça önemli bir konu. Bu konu; çevre kirliliği, afetler vb başlıklar kadar dikkat çekmiyor ve pek tabii kamu spotlarında da kendine yer bulamıyor. Kamu spotlarının didaktik yapısı, inandırıcılıktan uzak oyunculukları yıllar içinde internette eğlence konusu oldu. Buradan hareketle bilgi kirliliği için bir kamu spotu olsa nasıl olurdu dedik ve aslında bilgi kirliliği kamu spotu parodisi yapmış olduk.

 

Çocuklarımıza, geleceğimize daha iyi bir dünya bırakmak için buna bir dur diyelim ve şüphe kasımızı çalıştıralım diyoruz :)

 
 

Ben Ne Gördüm?

- TURNUSOL ADINA 
  BARIŞ ARSLAN -

İstiklal Caddesi’nde yürürken birden rengarenk plastik toplar yağmaya başladı. Herkeste bir tebessüm.

DIÇ_İstiklal.png

“Dönersen Islık Çal”* filmini, ulusal kanalların bir zamanlar gece yarısından sonra programlarını doldurdukları sakıncalı filmler kuşaklarında izlemiştim. Daha kırılmamış toplumsal önyargılarla yeni yeni mücadele etmem gerektiğini kavradığım zamanlardı. “Dönersen” kelimesi aklımda “dönme” fiiliyle  bağlı olduğundan senaryodaki yeri konusunda fikir yürütemediğimi fark ettim. Ta ki Ergin Günçe dizeleriyle karşılaşana kadar. “Bir Dostu Ölü Götürmek” şiirini ilk okuduğumda film benim için tamamlanmış oldu.

DIÇ_Sürme.png

“Boş bulunup gülersen,

Bir ölünü görünce,

Ocağa tütsü atarsın

Pencerene sürme çek”

 

Travesti tam da topları sokağa savurmadan makyaj yapar. Ötekilerin ve görmezden gelinenlerin hikayesine ortak olduğumuz filmde başka türlü bir ötekinin dizeleri… Şirvan Erciyes’in Ergin Günçe’nin oğlu Dadal Günçe ile yaptığı röportajda “Bir dönem görmezden gelindi ciddi bir şekilde, ve kısmen bilinçli yapıldı bu” ifadesi yer alır. Bu görmezden gelmenin sadece kendi olma isteğine bağlı bir sivri dillilikten kaynaklandığını ekler. Filmdeki ötekilerin de toplumla kaynaşma hayalleri vardır. Cüce’nin “Garantili Boy Uzatılır” ajansındaki kırgınlığıyla bunu anlarız.

 

“Dönersen ıslık çalarsın

Yol uzun, su karanlık

Otur bir çardak altına

Bırak biraz yağmur yağsın”

 

En akılda kalan repliklerden biri şöyledir.

Cüce: Eğer bir gün tekrar dönersem beni tanır mısın? Küçük dostunu nasıl tanırsın?

Travesti: Tanırım tabi. İnsan dostunu kokusundan, bakışından, sümkürmesinden tanır. Hem sen dönersen ıslık çalarsın. İşte o zaman tanırım seni.

Ne kadar süreceği belirsiz bir geri dönüşü aktaran finaliyle benim için “dönme” kelimesi kendine dönmek, özüne ulaşmak ve bunun için mücadele etmek manalarını yüklenmiş oldu. Bir hakaretten “başarıya” evrilen fiilin adı.

Anlatı ve çağrışım

Olguya dayalı bilgi “herkesin aynı şeyi anladığı bilgi” olarak tanımlanabilir. Buraya kadar anlattıklarım ve kurduğum bağlantılar, deneyimlerimin karşılaşmalarımı kavrayışıma etkisini içeriyor. Belki de filmin yönetmeni Orhan Oğuz, senaryosunu yazan Nuray Oğuz ve Cemal Şan bu filmi çekmeden önce hiç Ergin Günçe şiiri okumamıştı. Belki de Beyoğlu'nda bir barda karşılaşmışlardı. Bir ihtimal başka şairlerden dinlemişlerdi. Ne kadar çok varsayım ortaya koydum. Bilgiyi doğrudan alıp, kesin bir yargıya varma yolunu seçebilirdim. Ama bu yazının başlığı “Ben ne öğrendim?” olmadığı için devam ediyorum. Uzun döneme yayılan bu deneyimsel bilgi, senaryonun şiirle birlikte düşünüldüğü konusunda beni ikna ediyor. Bir olguya dönüşmek için teyit edilmeye muhtaç durumda.

 

Sinema anlatısıyla doğru bilgiyi besleme açısından, her ne kadar kurgunun öznelliği tehlikesini içerse de, arka planlardaki ayrıntıları ve repliklere yerleştirilen ipuçlarıyla (sonsuza dek keşfedilmeyecek olanlar dahil) merak kasını harekete geçirebilecek bir işlev üstlenebilir. Üstleniyordur da. Üstlenmiştir de! Kibar Feyzo filmindeki, “Ula şurda 141-142 başsınız, hepinizi ben besliyim…” repliğini açıklamadan buraya bırakayım.

 

Yönetmene bir hikaye anlatıcı rolü yükleyebiliriz. Böylece yönetmenin hikayede kendi deneyimlerini, dönemsel yansımaları içeren kamera açılarını ve ilişkisel birikimlerini gözümüze sokmadan aktarma şansı olduğu önermesini ileri sürebiliriz. Bu durumda ne aradığını bilen ya da o ana uygun çağrışımı yapabilecek birikime ve deneyime haiz izleyici; elde ettiklerini aktarabilir, araştırabilir ya da doğrulayacak farklı yöntemleri izleyebilir. Kelimelerimizin çalındığı düşüncesiyle beraber, sinemanın bir propaganda aracı olarak kullanılması üzerinden, kurgunun gerçeği yok edebilme tehlikesi de unutulmamalı.

 

Burak Çevik’in “Aidiyet” filminde ise iki farklı parça izleriz. İlk bölüm yaşanan olaya dair mahkeme tutanaklarının okunduğu belgelemeye yönelik bir anlatıya sahiptir. İkinci bölümde ise yaşanan olayı yönetmenin gözünden -kurgusunda- tekrar takip ederiz. Tutanakların, her ne kadar gerçekte olayı yaşayanlara ait olsa da, kurgulanmış ifadeler olabileceği yadsınamaz. Bu nedenle doğru ya da gerçeği ararken, onun bizatihi kurucusu da  olduğumuz kabulünü bir kenarda tutmamız gerekiyor.

 

“Oysa hakikat akılla ya da başka bir şeyle kavranılmaz; hakikatin ancak parçası olunur. Bunun için kurtul; geçmişinden, geleceğinden, aklından…”

 

“İtirazım Var” filminde Selman Bulut’un “Bunun için kurtul...” cümleleriyle beraber yaşanmış trafik kazası sonrası kaza alanında kamera sola kayar. Önce aracın Sivas  plakalı olduğunu anlarız. 207 rakamını gördüğünüzde bir tarihe işaret edildiği zihninizde canlanır/canlanabilir.

itirazımvar_kazasahnesi.png

Filmi sinemada ilk izlediğimde kenara not etmiş olsam bile harflere ne anlam yükleyebileceğimi bir türlü bulamamıştım. Sonra ilçe plaka kodlarına baktığımda bu harflerin Gemerek ilçesine ait olduğunu gördüm. Plakanın net göründüğü sahnede duyduğumuz replik şöyle başlar: “İnsan sadece suçluyken kaçmaz. Bazen suçlandığın için de kaçarsın…” Selman Bulut karakteri için bu kaçış, 2 Temmuz Sivas katliamından bir din insanı olarak kendini sorumlu hissettiği için kaçmayı tercih etmesiyle bağlanabilir.

 

Bağlama çalan ve deyişler okuyan bir karakter olarak, o günkü Pir Sultan Abdal etkinliklerinde bulunmuş da olabilir. Şarkışla’dan Gemerek yönüne arabayla kaçan ve bu son kaçışı olan Deniz Gezmiş’in bu ilçede yakalanmış olmasına atfen, plaka harf tercihinin böyle yapıldığı söylenebilir.

 

Son örneğimdeki “bilginin” fark edilmesi için kişisel deneyimimin kati bir çizgi çektiğini düşünüyorum. 58-207-Trafik Kazası üçlüsüyle her izleyicinin bu çıkarımı yapması mümkün olmayabilir. Belki 58-207 ilişkisi üzerinden bir çağrışım yakalanabilir. Kendi deneyimim açısından 2 Temmuz 1993’teki kaostan kaçmak için yola çıkan bir ailenin Sivas-Ankara yolunda trafik kazası geçirmesi ve bu kazada küçük kızlarının vefat etmiş olması ayrıksı durabilir. Klişe olacak; ama yönetmen burada her dindarın aynı olmadığı ve herkesin kendinden ya da çevresinden kaçmak zorunda olduğu varsayımı üzerinde duruyor gibi. Filmdeki hutbede bunu desteklercesine “onların” dinine inanmak zorunda değilsiniz savı ileri sürülür.

Kaygı_Bağlama.png

Kaza metaforu ve Sivas katliamı ilişkisine “Kaygı” filmiyle bir örnek daha ekleyebilirim. Hasret karakteri annesiyle babasını trafik kazasında kaybettiği bilgisiyle büyür. Hafızası aradaki boşlukları filmin sonuna kadar dolduramaz ve bir huzursuzluğu vardır. Sivas Katliamı’ndan yaralı kurtulanlar arasında yazar Lütfiye Aydın da vardır. Otelin apartman boşluğuna atlayarak kurtulmuştur ve hafızasını kaybetmiştir. Kendine geldiğinde sayıkladığı isim kızınınkidir. Ağır bir tedavi süreci sonrası sana ne oldu sorusuna “Trafik kazası geçirdim” yanıtını veriyor. Gerçekten neler yaşadığını hatırlayana kadar bu böyle sürüyor. Sonra da yazılara döküyor içini.

 

Sinemada karşılaşılan bilgilere karşı teyit kasını geliştirmek, doğrulanan ve olguya dönüşen bilgileri yaygınlaştırmak da bilgi ekosistemine katkı sağlayacak bir alan olabilir. Deneyimden edinilenlerin biriktirilebilir kılınması ise, merak ve bilgi edinme alışkanlıklarına olumlu etki edecektir diye düşünüyorum.

*Filmden kareler şu bağlantıdan alınmıştır.

https://www.youtube.com/watch?v=Kkv0yNZF8mc 

 

*Filmden kareler şu bağlantıdan alınmıştır; https://www.youtube.com/watch?v=Kkv0yNZF8mc

Bilgiyi Parçalayıp Yeniden Birleştiren Bir Kuşak: Z Kuşağı

- WISER MEDIA ADINA 
  ÖZGE YILDIZ -

press to zoom

press to zoom

press to zoom

press to zoom
1/9

press to zoom

press to zoom

press to zoom

press to zoom
1/11

press to zoom

press to zoom

press to zoom

press to zoom
1/12